banner78

“-Bu kadar taşı nereden bulmuşlar evladım!“

Köylü bir teyzenin yıllar sonra Kayseri'yi gördüğündeki ilk sözleri bu olmuş.

“-O eski şehir yok artık, o eski esnaflar da yok, o eski mesire yerleri de yok nereye geldik bu taşlar nereden çıktı?”

Teyzemizin şehri görünce ruhunda esen rüzgârı asla bilemeyiz, bu cümleye istinaden bugün şehirleşmek üzerine konuşacağız; Şehir ve insan birbirinin varlık sebebidir.

Şehre; insan ruhunun ve yaşam şeklinin şekle dönüşmüş hali de diyebiliriz.

Ya da aklımızın taş ile imtihanı da diyebiliriz. Bir şehir kurmak, insanoğlunun Dünya’da yapabileceği en karmaşık işlerden biridir. Basit bir bina yaparken bile hesap edilmesi gereken onlarca kalem malzeme var iken, bir şehir inşa etmeye talip olduysak hesap edilmesi gereken ne kadar çok şey olduğunu düşünmeye bile tek kişinin aklı asla yetmez. Bunun kararını mutlaka akil kişilerden oluşan bir heyet vermelidir.

Bir şehrin kaderi asla mimara veya bir belediye başkanına teslim edilemez. (Bu yazı birkaç ilde yayınlanıyor burada bu hiçbir şehir ve kasaba belediye başkanları bir ima ile kastedilmemiştir. Genel bir mütalaadır. Zaten bir şehirde bir başkan ile belediye olmaz belki elli başkan görmüştür.) Velhasıl hiçbir durumda şehrin yapısı, sokakları ve caddeleri bir iki kişinin kararına teslim edilemez. Zira şehirleşmek aynı zamanda o şehirde yaşayan halkın ahlakını da değiştiren bir olgudur.

Bir binanın toprağa olan uzantısından önce insana ve insanın ahlakına olan uzantısı çok iyi hesaplanmalıdır. İnsanoğlu şehirleşme probleminin büyüklüğünü ne yazık ki hesap edememiştir. En zekilerimiz ancak ilerde burada nüfus artar yolu geniş bırakalım diyenlerdir.

Park, bahçe ya da otopark sorununu halledebilen büyüklerimiz becerikli görülmüştür. Ama şehirleşmenin bizden aldığını bize verememişlerdir. Gösterişin ve materyalizmin değil; takvanın, itaatin ve sadeliğin şehirlerini inşa etmeliyiz. Şehrin en merkezi yerlerini AVM ’lere değil o şehrin insanlığına katkı sağlayacak işlere tahsis emek lazımdır. Erdemli şehirler kurmak İçin elimizi başımızın arasına almalıyız. Artık kalabalıklar içinde yalnız yaşamaktan bıktık.

Büyük şehirlerde cemrenin düşüp düşmediği, bahar rüzgârının nereden estiği hatta baharın geç gelip gelmediği bile önemsiz bir hale geldi, şehri tüketim merkezi olarak gördüğümüz İçin devamlı iş merkezleri kurduk. İnsan, tabiatın manevi hazzından ve güzelliklerinden çok uzaklaştı, daha çok bina yapabilmek için arsaları maksimum kullandık. Kendimizi kandırmak için de kaldırımlara ağaçlar diktik. Hem tabiattan uzaklaştık hem de kaldırımda yer kalmadığı İçin asfalttan yürüdük. Velhasıl artık insan şehirle, şehir de insanla kavgalı hale geldi.

İki yüz, üç yüz sene önce ecdat ne binalar ne sanat eserleri yapmış diye çocuklarımızı gezdirdiğimiz binalar, hanlar, saraylar, camilerimiz var ya! Peki, iki yüz yıl sonra bizden sonra gelen nesil, ecdadımız neler yapmış diye sizce AVM ‘leri mi gezecekler?

Gel bak evladım işte bu Kayseri Park mı diyecekler ya da gel evladım sana TOKİ ‘leri bir göstereyim mi diyecekler? Biz Avrupa gibi sonradan kurulmuş ülkeler değiliz ki kutu gibi evler yapalım. Yüzlerce yıllık bir kültürün çocuklarıyız, onları taklit etmemize gerek yoktur. Eskisi gibi yaşayalım da demiyorum ama kendi klasik kültürümüzün yansıması olan binalarımızı modern bir şekilde dünyaya sunabiliriz.

KİMLİK BİLDİREN EVLERE İHTİYAÇ VAR

Türk ev mimari modellerini görmek istiyorum.

Bir yabancının,

-Bak Türk evi!

Diyebileceği; Belki cumbası ile belki kubbesi ile haremlik ve selamlığı ile geniş avlusu ile bir kimlik bildiren binalara ihtiyaç vardır. Buralarda büyüyüp de bizi bu kutuların içerisine kimler tıktı?

Mimar evlatlarımızı, özümüzü yaşatacak binalar yaptırmadık isek sadece diploma için mi yetiştirdik? Vatana hizmet sadece askerlik yapmak demek değil, aynı zamanda bizi biz yapan değerleri yaşatmaya çalışmaktır.

Neden gönlümüzde bir Antep'e gidelim eski çarşıları gezelim, bir Mardin'e gidelim eski evleri görelim, bir İstanbul'un hanlarını gezelim, kapalı çarşıyı görelim sevdası var. Şehrin kalabalığından değil de mahalle aralarından yürüyelim derken ayaklarımız o sokaklar da ne aramaktadır?

Belki de modern kapitalist dükkân kültürünü yaşatacak AVM 'ler yerine kendi öz kültürümüzü yansıtan küçük esnafın ve renkliliğin içerisinde bulunduğu modern hanlar yapabiliriz. Kapalı çarşılar yapabiliriz? Heykeller yerine dikili taşlar dikebiliriz.

Velhasıl dostlar kültürünüzü ve köyünüzü doğru bir şekilde şehre taşıyamaz iseniz. Şehirlerde boğulur köy hasreti çeker en fazla bir bağ evi alırsınız.

Saygılarımla

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39