banner78

İlkokulda iken duvarda hep bu devirler ile ilgili birer resim olurdu dünya böylemi olmuş insanlık böyle evrelerden mi diye hep kafam karışırdı.

Biraz İslam’ı ilimler okumaya başlayınca Âdem aleyhisselama isimleri öğretilmiş olması kendisine suhuflar sahifeler verilmesi, hazreti Musa’ya tabletler verilmesi birçok peygambere yazılı metinler gönderilmesi beni bu çelişkiler içerisinde daha da çok bıraktı, bunu kendimce bir anlayışa sokmak istedim.

Allah bir topluma peygamber göndermiştir, ama dünyanın öbür ucunda yaşayan insanların bundan haberi yoktur. Bu taş devri, tunç devri gibi devirler diğer tarafta yaşayan insanlardır diye düşünmüşümdür, en azından kalbim biraz rahatlamış oldu.

Geçen arkeoloji tarihi (Brıan Fagan) ile ilgili bir kitap okurken bu devirlerin nasıl ortaya çıktığını anlatıyordu. Dünya yaşamının devirlere ayrılması ile yaşadığımız hayatın reel ispatı olan hiçbir gerçekliği yokmuş. Buna canım çok sıkıldı kandırılmış gibi hissettim kim asmıştı devirlerle ilgili tabloyu sınıfımdaki yaslandığım duvarın üstüne buradaki bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim.

19. yüzyıl başında Avrupa’da müzeler taş baltalar, tunç kılıçlar ve süs eşyaları ile dolup taşmaya başladı. Sorun herkes tarafından tarihi yazıt olarak sunulan şeyler içerisinde bu malzemeler hakkında hiçbir bilgi yoktu. Taş aletleri kullanan insanlar ile tunç aletleri kullanan insanlar aynı mı idi? Romalılardan önce Avrupa’da ne tür insanlar yaşamıştı bunu bilen kimse bile yoktu. Avrupa tarihi adına ilk söylemler Danimarkalılardan gelmiştir. Çünkü Romalılar Danimarka’yı hiç fethetmemiştirler. O zaman Romalılardan önceki yaşayan insanlar hakkında bilgi edinilebilecek en sıhhatli ülke Danimarka olmuştur. 1806 yılında Danimarka hükümeti arkeolojik alanları korumak ve ulusal bir müze kurmak için bir Antikalar komisyonu kurmuştur. Bu komisyon yıllardır biriken kap kacak taşı tasnif edip düzenli bir şekilde müzede sergileyebilmek için 1817 yılında Christian Jürgensen Thomsen’i (1788-1865) işe almışlardır. Yıllardır arkeolojik alanda biriken nesneleri müzede sergilemek için bir tasnife sokmasını istediler.

Thomsen çalışkan birisi idi ilk önce müzede bulunan her objeyi tek tek tasnif numara vererek tasnif defterine kayıt işlemini tamamladı bu da müzede bulunan eşyaların kolayca bulunmasını ve hakkındaki bilgiye kolayca erişilmesinin sağlıyordur. Müzelerde ilk tasnif işini yapan kişidir. Binlerce taş alet, kamalar tunçtan kılıçlar sayısız broş vardı.

Kataloglama güzel bir işti ama eşyaları sınıflandırmak daha ayrı bir iş olacaktı. Gelen mezarların bazısından tunç eşya çıkmıştı bazısından da kilden eşyalar çıkmıştı bunlar hem yapısı bakımından farklı idi hem de farklı dönemleri ihtiva ediyor olabilir diye taş olan malzemeleri müzenin bir kenarına tunç olan malzemeleri de müzenin diğer kenarında sergiledi. Hem aynı yapı malzemeleri bir arada sergilenmesi karışık bir görüntüden daha doğru olacaktı. 1816 yılında Thomsen Danimarka tarihini müzeyi gezecek olan insanlar için üç bölüme ayırdı TAŞ, TUNÇ, DEMİR böylece tarih öncesi devirleri sanki bu üç dönemi ayrı ayrı aşama aşama geçmiş gibi bir evre oluştu aslında hepsi bir müzedeki eşyaları sınıflamak için yapılmış bir sistemdi.

Müze koleksiyon sistemi sanki dünyanın tarih öncesi çağları algılama materyali olarak kullanıldı.

Taş döneminde taştan yapılmış eşyalar bir araya konuldu bunlar içerisinde cila atılmış olanlar ayrıldı tunç bölümünde tunç bakır sonradan da demirden yapılanlar ayrı bir bölüme konuldu. 1836 yılında Thomsen kısa bir kitap ile Guidebook to Northern Antiquity (Kuzey Antik Eserler Rehberi) bu üç tasnif ekolündeki malzemeleri anlatıyordu. Thomsen bir alan araştırmacı değildi sahaya hiç çıkmamış olayları yerinde incelememişti o sadece bir laboratuvar adamıydı iç mekân çalışanı idi bütün kariyeri müze galerisinde geçmiştir.

Bir müze tasnif işinden geçmişe dair bir resimsel devrim oluşturmuştur. Artık insanlarda zihinlerinde dünyayı ve yaşayan insanları tasnif etmek için bir resim bulmuşlar ve bunu kullanmışlardır.

Üç devrin zaman içerisinde birbirini takip eden bir şey olması halen KANITLANAMAMIŞ bilgilerdendir. Hatta zaman içerisinde tarih olarak ta nerede düştüğü de hiç saptanamamıştır.

Velhasıl muhakkak ki insanoğlu hayatın bazı evrelerinden geçmiştir. Âdem aleyhisselam’a da eşyanın isimleri öğretilmiştir. Bu vasfımızla melekelerin bilemediği şeyi insanoğlu bilmiştir. Zaten uzunca bir cennet hayatından sonra dünyaya gönderilmiştir. Bu isim öğretmek sadece ismini bilmek değil belki de işlevleri hakkında malumattır. Yazıyı Sümerliler bulmamıştır en doğru yaklaşım yazı dünyada en eski veri olarak şimdilik Sümerler de karşılaşılmış bir olgudur. Muhakkak ki insanoğlu hayatın birçok evresinde ilkellikler yaşamıştır. Hatta şu an bile lazer, virüs ve sismik bombası olan ülkeler olduğu gibi silahını üretemeyen ülkelerde vardır, insanlık evre evredir. Medeniyetin zirvesi olduğumu zannettiğimiz halde 7000 yıl önce yapılan piramitlerin nasıl yapıldığını halen bilmiyoruz, yine o yıllarda mısırda yapılan beyin ur ameliyatlarının nasıl gerçekleştiğini uru nasıl tespit ettiklerini bilemiyoruz, Piri Reisin meşhur haritasını uzaya da çıkmadan nasıl çizdiğini bilemiyoruz. Teleskop ta olmadan yıldızların hesapları, yörüngeler nasıl hesaplanmış bilemiyoruz geçmiş gizemini halen korumaktadır. Avrupa 1800 lü yıllarda kendi tarihini inşa ederken diğer taraftan bizleri ateist biyolojik bir yapı içerisine sokmaya çalışmış zihinlerimiz onların ispatlanamamış savları ile karışık bir hale gelmiştir. Hâlbuki bizler Müslümanlarız yazıyı çiziyi binlerce 6 bin yıl önce kendilerine hazreti Musa gibi kitap gönderilen peygamberler vardır. Buna iman ettik gerisi dünyanın halleridir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39