banner78

­YİĞİT EGE EFELERi

Emrullah Güney

Eğilmez başın gibi

Gökler bulutlu efem

Dağlar yoldaşın gibi

Sana ne mutlu efem.

Oyna yansın cepkenin

Yansın güneşten tenin

Gün senin şenlik senin

Bayramın kutlu efem

Ege'nin incisi güzel İzmir 1919'un baharında Yunan eline düştü. Kurtuluşu 1922'nin 9 Eylülü...

İzmir'in kavakları,

Dökülür yaprakları...

Türkçemizin balını binbir çiçekten yapan ozan, yurt güzellemeleri ustası Ömer Bedrettin Uşaklı, Ege efelerine övgüler dizmiş. Efe doğruluğun simgesi­...Efe, haklının yanında olan, saldırgana karşı direnen, toprağını savunan, namusunu çiğnetmeyen demek...Ege efelerinin destanı 1919'un Mayıs'ının 15. günü başlar söylenmeye. O gün bir acılı dönemin başlangıcıdır. Egeli için, Türk ulusu için... Ulusun gönlüne o gün bir acı çokuşur kalır ki, zehir zıkkım bir acı.

Güzel İzmir'in, Ege’nin dilber beldesi İzmir'in işgalini öyle kolayca kabul et­medi Egeliler... Hasan Tahsin’in attığı ilk kurşun dağlarda, ovalarda yankılan­dı, ses verdi. Ayağa kalktı Ege yiğitleri. Toplanıp Yunana karşı gelme gereğini duydular, duyurdular...Direnme başlamıştı. Saldırgan Yunan ordusuna dar edecektik Egeyi... Terimizi damlata damlata yetiştirdiğimiz üzümü, inciri, ha­ram edecektik...Kız saçı tütünümüzü keyifle içmelerine izin vermeyecektik. Ürün, emek verenin hakkıdır. Öyleyse, sömürgene kaptırmayacaktık emeğimizin karşılığı ürünümüzü ve ekmeğimizi..

.

Ve bir destan yaratılmaya başlandı ki, 15 Mayıs 1919'larda başlayıp 1922’ nin 9 Eylüllerine değin sürüp giden... Ege efelerinin destanı...

Avrupalı dostlarının yardımıyla Osmanlı imparatorluğundan ayrılan Yuna­nistan’ın gözü vardı Anadolu’da. Eski Bizans’ı diriltmek gibi bir ham hayal pe­şindeydi. Buna "Megali idea" diyorlardı ki "Büyük ülkü" demek... Ve Atina’ya en yakın Anadolu beldesi İzmir, iştahını kabartıyordu Yunanistan’ın... Öyleyse işgal buradan başlamalıydı. 1919 yılının 12 Nisanında İzmirliler savaş sonra­sında ilk acısını taddılar. Averof adlı bir Yunan savaş gemisi karaya bir Efzun müfrezesi çıkardı. Yerli Rumların taşkınlıkları arttı. Fakat, ey Türk oğlu, kork­mana gerek yok: Çünkü Albay Süleyman Fethi Bey Kolordu Komutanıdır İz­mir’de. Yunan müfrezesine ateş açtıracaktır... Kararı kesin... İzmir’in yurtsever Türk halkını tiksindiren davranışlarıyla Yunan birliği, gerisin geri gemiye dolu­şur. Gönüllerde bayraklaşır kahraman Albay... O gün Türkün gönlündeki acı, yiğit Albayın kararlı tutumuyla dağılır gider...

Yunanların ilk taşkınlığıdır bu... Fakat son değildir. İstanbul Hükümetinin acizliğinden, kararsızlığından yararlanan Yunanlar, İzmir’e asker çıkarmayı, işgali başlatmaya düşünmekteler... Yunan işgalinin yaklaşmakta olduğunu an­layan İzmirli yurtseverler, 14 Mayıs gecesi toplanıp gösteriler, ateşli konuşma­lar yaptılar. İzmir’imizi Yunanoğluna vermeyeceklerine and içtiler...

Ne çare ki, 15 Mayıs sabahı Yunan işgali başladı... Yunanistan, Anadolu­’ya uygarlığını getiriyordu güya...Adalar Denizi’nin doğusundaki Anadolu halkı onların gözünde "barbar" idi. Uygar­lıklarının ilk gösterisini 35 Türkü öldürerek yaptılar. Demek, Avrupa’nın hayran kaldığı Helen uygarlığı buydu. Katlettikleri silahsız insanlardı: çocuklar ve yaş­lılar... Ve kahraman subaylarımız süngülendi, kurşuna dizildi: "Zito Venizelos" diye bağır­madıkları için...

Yunan ordusunun sancağını taşıyan efzun askeri, Hasan Tahsin’ in attığı kurşunla yere düşerken, fırsat bu fırsattır diyen Yunan askerleri ve yerli Rum­lar, Türkleri öldürmeye başlıyorlardı. ilk kurşunu atan Hasan Tahsin şehit olup sonsuzluğa yürürken yerini yeni direnişçiler alıyordu. Bir Hasan Tahsin ölürken bin, onbin Hasan Tah­sin, Yunan işgalcilerinin karşısına dikiliyordu. Artık savaşılacak düşman belliy­di ve bu durum, Türk ulusunun birleşmesini gerekli kılıyor, Yunana karşı koymaya zorluyordu.

İzmir’in Yunan eline düşmesinden 2 yıl 1 ay sonra, Ege Denizinin batısından, Atina’dan bir kral geliyordu .Küçük Asya Seferi’ni kutsamaktı amacı. Limnos savaş gemisi Kral hazretlerini karaya çıkardı. İzmir’in hristiyanları sevinçten deliye döndüler. Kral, ordusuna moral aşılıyordu : “ Askerler! Vatanın sesi, beni yeniden sizin komutanınız olmaya davet etti. Kralınızdan size yürekten selam… Milletin kurtuluş savaşındaki azimli çarpışmalarınızdan dolayı sizinle gurur duyuyorum. Şampiyonluğunu yaptığınız asil ülküleri unutmuş değilsiniz. Bu kutsal topraklarda dünyanın hayran olageldiği eşsiz uygarlığı işte tam bu noktada yaratmış olan Yunan ülküzü için çarpışmaktasınız. Sizin değerlerniz savaşın başarısını sağlayacaktır. Sizin erdeminiz fedakarlığınızı garanti edecektir ve zaferleriniz yeniden yaratıcılığına layık olduğunuz eşsiz uygarlığı çiçeklendirecektir.”

Yunan ordusu Ege Denizinin doğusuna, Anadolu topraklarına uygarlığı getirmişti. Kralın askerlerinin uygarlık anlayışı neydi? Yaşlı, genç, çocuk, kadın demeden önlerine çıkan Türkleri öldürmek mi? Efeler karşısında gerilerken geçtikleri bağları yağma etmek mi? Evleri yakmak mı? Köy çeşmelerine su veren pınarları zehirlemek mi? Yunan, Anadolu’ya uygarlığı değil; katliamı, barbarlığı, vandalizmi, akıl almaz cinayetleri getirmiş, Türk halkı üzerinde uygulamıştı.

İşgalin ilk günlerinde Türk halkı derlenip toparlanamadı kolayca... Yunanlar ne yazık ki o güzel mayıs günlerinde, kanlı ayaklarıyla çiğnediler Ege top­rağını... Doğuya ve kuzeye doğru ilerlediler... Fakat bu hep böyle süremezdi... Düşmana karşı durmak, örgüt kurmak, halkı bilinçlendirmek gerekiyordu. ilk Kuvayı Milliye örgütü Ödemiş’te kuruldu. Cephanelikteki 1600 tüfek, eli silah tutanlara dağıtıldı. Ödemiş Kuvayı Milliye’sinin asıl gücünü efeler oluşturuyor­du. İzmir Yunan işgal Komutanlığı Ödemiş’i ele geçirmek için buraya birlikler gönderdi. Ödemiş Kuvayı Milliye’si, işgalcileri Hacı İlyas tepelerinde karşıladı. Savaş beş saat sürdü. Yunanlar çok kayıp verdiler; fakat askerleri çoktu. Ve ne yazık, düşman güzel Ödemiş’e girdi. Kuvayı Milliye yiğitleri geri çekilecek, yeniden direnecek, ve düşmanın üstüne yürüyeceklerdi...

Ne acı!.. Ödemiş Yunan eline düştü, fakat Kuvayı Milliye’ye olan güven de arttı. Ku­vayı Milliye demek ki başarı kazanabilecekti. 1919 un Mayısı sona ermeden Alaşehir’de, Aydın’da, Çine’de Kuvayı Milliye örgütü kurulmuştu.

Bir büyük tiyatro eserleri yazarı Dr Orhan Asena’ya soralım Ege efelerini..

Yörük Ali bir fırtınaydı dağlarda

Mekansız.

Adı, kimi yüreklerde umut, kimi yüreklerde korku

Amansız.

Dağcasına bir gönül, dağcasına bir gurur

Ve yüz kızartıcı bir yaşam

Yaşanması imkansız.

Bir kutsal öfkeydi yüreğinde

Onu tüm ötekilerden ayıran

Bir öfke ki: bir gün bir volkan gibi

Patlayıverecek apansız.

Yoksulluk alışılmış bir şey,

Alışılmış şey zorbalık, yolsuzluk,

İnsanlar yaşayamaz olmuş

Yalansız.

Ama o alışamıyordu bir türlü

İnsanın bu denli alçalışına,

Böyle yıkılmasına erdemin bir fiskeyle

Cansız.

Devlet desen tüm gücüyle zorbadan yana

Yoksulun tanrısı o kadar uzakta

O kadar dermansız.

Hak, parayla alınıp satılan mal,

Adalet zenginin lüksü,

Padişah dağlar dağlar arkasında

Kör, sağır ve vicdansız.

Kişi, yaşamak için onuruyla,

Postunu kaptırmadan, ezdirmeden gururunu,

Sırtını vermeli dağlara, duman olmalı,

Baş döndüren, göz karartan uçurumlar üstünde,

Kartalların zor erişebildiği

Bir duman, ellenilmez, dokunulmaz,

Etsiz kemiksiz kansız.

Yürük Ali Efe, Çine’nin Madran Dağlarında eşkiya idi. Daha 22 yaşında iken yanında beş zeybeği ile birlikte dolaşırdı. Yunan işgali başladıktan sonra yurtsever bir yedeksubayla görüştü. Bu görüşme, eşkiyanın yaşamında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Eşkiyalığı bırakıp, ortak düşman Yunanoğluna karşı koymaya karar verdi. Yenipazar’da Efenin çevresindeki kızan sayısı kır­kı buldu. Artık Yörük Ali Efe bir Kuvayı Milliye’cidir. Buyruğundaki yiğitlerle, Malkoç köprüsü baskınını düzenler ve Yunan birliğini tümüyle yok eder. Bu ba­şarı, Efelerin, Kuvayı Milliye’nin ilk büyük başarısıdır. Yüreklendirici, coşturucu ilk örneğidir. Yörük Ali Efe ve kızanları yurtseverliğin destanını yazarlar. Bu ba­şarıdan sonra sayıları dörtyüzü geçen Kuvayı Milliye’ciler, düşmanın rahatça ilerlemesini durdururlar. Yunan ordusunun silah üstünlüğüne karşılık, efelerin elinde av tüfekleri, kamalar, tabancalar vardır... Fakat, bu eşitsizliğe aldırma­dan, efeler Aydın üzerine yürüdüler. Üç gün ve üç gece sokak savaşlarından sonra Yunanlar kenti boşaltmak zorunda kaldılar. Dağda eşkiyalık yapan di­ğer efeler de Türk halkını soyup yağmalamaktan vazgeçip Kuvayı Milliye saf­larında yer almaya başladılar. Artık, ilk günlerin durgunluğu atılmıştır. Bu sıra­larda Demirci Mehmet Efe de dağdan düze iner. Bu kez, silahını doğrulttuğu düşman Yunan ordusudur. Artık basacağı yer, suçsuz namuslu insanlarımızın köyleri, evleri değil, Yunan ordusunun cephanelikleri ve bizzat müfrezeleridir.

Kuvayı Milliye, Bergama’da da büyük işler başarır. Askeri birliklerimizin de yardımıyla tarihsel kalıntılarca zengin güzel Bergama, Yunan ordusundan ge­ri alındı. Yunan taburu tümüyle yok edilmiş ve makineli tüfekler ele geçirilmişti.

Bu ganimet silahlar Millicileri çok sevindirmiş, kendilerine olan güvenlerini de artırmıştı... İzmir’den gönderilen Yunan yardımları, bu sayede Aliağa’dan daha beriye geçirilmedi.

Kuvayı Milliye Ege örgütünü kuranlar kimlerdi? Yusuf izzet Paşa, Albay Kazım Bey ve Albay Bekir Sami Bey... Kuzeyde de Yarbay Ali Bey örgüt çalış­malarına hız vermişti. Ayvalık dolaylarında Yunan işgali bu nedenle gerçekleş­miyordu. Çünkü Ali Beyin askerleri kolay kolay izin vermiyorlardı Yunan asker­lerinin geçişine... 28 Mayısta Ayvalık’ı işgal etmek isteyen Yunanlar, karşıla­rında 172. Alayı buldular. Ayrıca 150 kişiden oluşan bir Kuvayı Milliye de yar­dım etmişti. Böylece Balıkesir dolaylarında da direniş başlıyordu... Denizli yö­resinin yurtseverleri de boş durmuyorlardı. Denizli Kuvayı Milliye’sinin kurucuları arasında köylüler, Albay Tevfik Bey, Mutasarrıf Faik Bey vardı... Halk, bü­yük ölçüde destekliyordu. Çünkü, Denizli yöresinde önlem alınmazsa bu gü­zel diyar da tehlikeye düşebilirdi...

Yunan ordusuna karşı daha başarılı olabilmek için Balıkesir’de ve Alaşehir­’de kongreler planlandı. Konuşuldu, tartışıldı, kararlar alındı.

Ege efeleri, Kuvayı Milliye örgütü içinde değerli bir varlık olarak Yunan or­dusuna karşı çarpıştılar. Yurt savunmasında, Anadolu erleri ile birlikte açlıkla ve soğukla ve sıcakla da savaşarak Yunan ordusunun ilerlemesini önlemeye uğraştılar. Ulusal ordunun kurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisine za­man kazandırdılar. Savaştıkları yalnız Yunan askerleri de değildi. İstanbul Hü­kümetinin, kardeşi kardeşe kırdırtmak için düzenlediği hilafet ordusuna karşı da savaştılar. Öldüler, vatan oldular. Ege’nin dağları, ırmakları, bataklıkları, bu­ğu buğu tüten ovaları hala onların ağıtlarıyla, destanlarıyla inler. Düzenli ordu­lar kurulduktan sonra bazı efeler bunu kabul edemediler, ayrıldılar. Bıraktılar çarpışmayı. Hatta Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı baş kaldırma sayılabi­lecek eylemlere giriştiler. Fakat efelerin çoğu Mustafa Kemalin buyruğunu dinlediler. İnönülerde, Sakaryalarda, Kocatepelerde Mehmetcik oldular, boz giy­sili Anadolu erleri olarak düşmana direndiler... 9 Eylül de İzmir'e girildiğinde, efeler, yıllardır evlerinden, sevdiklerinden, üzümlü bağlarından, sevgili dağlarından uzaktaydı­lar. Barış geri geldiğinde efeler, çalışkan, üretken Ege insanı olarak ülke kal­kınmasında yerlerini aldılar... Sözümüzü Yörük Ali Efeye yakılmış bir türkü ile bağlayalım...

Karşıki dağı oydular

İçine de çete koydular

Yörük Alinin de adını

Hazreti Ali koydular

De gidinin efesi

Aydın’dan gelir sesi

Malkoç çayında durdum

Otuz Yunanı vurdum

Üçyüz tane çeteyinen

Aydın’ı Yunandan aldım

De gidinin efesi

Aydından gelir sesi

………………………..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39